Siza Mimarlık Okulu ve Vals Thermal, çevreye karşı ve kendi içinde tavırları çok farklı iki yapı… Her ne kadar her iki yapının da mimarları fonksiyonu ve yaşantıyı fazlasıyla ön planda tutmak isteseler de, ikisinin de bu amaca yönelik yaklaşımı aslında farklı sonuçlar doğurmuştur.
Bu iki yapının da yapılış nedenlerinin bu kadar farklı oluşu mu onları bu derece farklı kılan yoksa alt metinlerinden üst başlıklarına kadar aynı oluşuna farklı tavır almalarından mı kaynaklı?

Siza Okulu programı bakımından karmaşık olması gerektiği düşünülen ama o programlar yığınının karmaşıklığından sıyrılmış bir yapı. Alvaro Siza, yapının çözümlemesini yaparken (ya da en baştan beri tasarlarken – ki bunun kendisi aslında Siza okulun ortaya çıkışı- de diyebiliriz) fonksiyonlarından asla uzaklaşmamış. Fonksiyonların bir araya gelişleri farklı yaşantıları tariflemiş… Yapının en dikkati çeken özelliği de dışarıdan bakıldığında formunun yarattığı etki…
Alvaro Siza, yapısında eski Portekiz yapılarından esinlendiğini söylüyor. Çevresindeki bu yapılar ve cephelerini yönelttikleri nehir, Siza Okulu’nun en baskın üst başlıkları.
Okul için ilk olarak tasarlanan U formundaki yapı, içine kapalı bir ortam sunuyor gibi dursa da, aslında öğrencileri, içine tıkıldıkları kapalı kutu gibi atölyelerden kurtarıp, kocaman camlı cepheleri yardımıyla, o U formun içinde ve dışında kalan yaşantılarla karşı karşıya gelmelerini sağlıyor. Yaşantıların kendisinin akışını ve durağanlığını çerçeveliyor. Bu çerçeve aslında mimarlık öğrencilerini en çok teşvik edecek şeylerden biri. Bir mimarlık okulu içinde ele alınan manzaranın kendisi, aslında yine mimarlık yaşantısının kendisi ve ilerleme süreci…
Okulun tamamını oluşturan diğer formlar da tasarlanırken aynı şekilde yaşantı ve manzaranın iç içe geçirildiğini görüyoruz. Mimar, öğrencilerin bulunduğu atölyeleri nehre bakan kısımda çözerken, çalışanlara ayrılmış alanları otoyola bakan kısımda çözüyor. Manzara, -dışarıdan okula bakarken- arka cephesinde otoyol üzerinde o hızla giderken küçük bir şok yaşatıp, ön cephesinde nehirden tepelere bakıldığında kent içinde inşa edilmiş olan diğer yapıların yanında neredeyse bir ‘monsteration’ etkisi yarattığını görüyoruz. Mimar bir şekilde çevreye karşı ve yapının kendisi içindeki tavrını kurgularken, bir taraftan da dogmatik olmamaya çalışıyor. Aslında bu tavrın kendisi bir bakıma dogmatik olsa da kendi içinde o dogmatikliği neredeyse ‘patlattığı’ serbest alanlar da görülüyor. Tıpkı sürekli bir düzende yükselerek devam eden 3 yapının arasındaki armoniyi bozan tek teras gibi veya yapılar arasındaki açık alan kullanımı gibi…
Alanın kendi içindeki derinliğini farklı yaşam alanlarına bölen mimar için derinlik problemi işini neredeyse kolaylaştıran ve geliştiren bir durum halini almış. Alanı; atölyeler, kantin, koridor, çalışan bölümleri, arşiv, kütüphane, koridor gibi fonksiyonlara böldüğünde ‘derinlik’, alan içinde aslında ‘her yer’ halini almaya başlamış. Bunu dengelemek için manzarayı ve bulunduğu çevreyi baskın kullanan Alvaro Siza, tasarımın bütününde dengesizlikten doğan bir denge kurmayı başarmıştır.

Vals Termal, aslında basit program bütünü içinde bir ritüellik barındırmasından dolayı belki de Siza Okulu’ndan daha komplike bir yapıda. Vals Thermal’in manzarayı kendi kılan bir tavrı var. Siza Okulu’nun tersine yaşantıyı dışarı taşırmıyor, dışarıyı içeriye hapsedercesine bir tavır sergiliyor. Bir pencere GİBİ dışarı açılan açık teraslarında akıp giden yaşantının kendisini neredeyse resmediyor. Dışarıdan bakıldığında ise; normalde iç mekâna ait bir durum olan pencere, bir anda dışarıdan bakan için hayatın başka bir fotografik anını resmediyor.
Peter Zumthor mekânı yaratırken malzemesinden ritüelliğine uçlarda bir tasarım sergiliyor.
Kafasındaki ilk imaj muhtemelen evren karşısında insan ölçeğinin küçüklüğü (büyüklüğü) ve bu küçüklüğün (büyüklüğün) tarihin ilk çağlarından beri oluşa gelmiş olana oranları… Yani yapmak istediği hem evrenin insan ölçeği karşısındaki büyüklüğünü göstermek, hem de onu insan ölçeğine indirgemeye çalışmak. Termalin doğal yollarla oluştuğunu temsil ederek buranın kendi benliğinin dışında oluştuğunun sanılması çabası fakat insan ölçeğine ayak uydurma çabasıyla da varlığını hissettirme çabası aynı anda var…
Siza Okulu bütün bağlamında dışarıyı temel almasına karşılık, Zumthor; Vals Thermal’i tasarlarken toprağın içinden fışkıran bir su düşünüyor. Çevresindeki otel veya tarlalar bağlamının dışında kalan yerler olarak kalıyor sadece. Bağlamın kendisi olduğunu kabul eden bir tavrı var. Otele kendi varlığını anlatacak şekilde bir peyzaj yaratarak, yarattığı peyzajın kendisinin bir iz, bir manzara olmasını sağlıyor. Tarlalar ve dağların görünümü ise terasları şekillendiriyor, ama teraslar tarlalardaki yaşantıyı ötekileştirme yoluna gidiyor. Onlarla bir bütün olmaktan çok onları izlemeye yönelik. Bu tavrın kendisi belki de Siza Okulu’nda dışarıya alınan tavırdan daha az dogmatik. Çünkü ‘’görünenin’’ dışında neredeyse ‘’zihnimizin içini’’ izlememizi sağlıyor… izleyen kişiyi bir şekilde Tanrılaştırma yoluna gidiyor. Tasarımın kendisi, zaman kavramının içerdeki kişiye ait değil de dışarıdaki (öteki) insanlara ait olduğu fikrini anlatıyor. Kişiyi ‘etken’ hissettirirken, ‘etken’liğinin ne derece (hatta belki ‘etkilemeyen’ derecesinde) olabileceğini de ister istemez sorgulatıyor. Çevresine karşı bu tepkileri veren tasarımın bağlamı ise, tasarımın içerden gelişmesine yol açıyor. Bu gelişmede, hayal edilen içerden doğan bir şeyin dışarı akışı… en büyük problem mekânın içerde kaybolması, bir ‘arka’ oluşması…
Bu da Zumthor’u daha okunabilir bir mekân yaratmaya itiyor. Büyük taş bloğun kendisini modüllere bölüyor. Yarattığı modüller sanki orada şans eseri birikmiş gibi, onları taşlarla yarattığı desenlerde göz yanılsamalarıyla bir araya getiriyor. Bu bir araya gelişten oluşan tek düzelik problemine mekânların arasında gizli küçüklükler yaratarak cevap veriyor. Böyle bir büyüklüğün içinde neredeyse kişiye özelmiş gibi tasarlanmış küçüklükler yapıyı bir katedral olmaktan çıkarıyor, katedralleşmiş anıtsal bir büyüklükten bir anda kendileştirilmiş bir parçaya geçilebiliyor. Tanrısallıktan bir anda evrendeki küçük bir nokta olmanın kendisine yapısında yeterince gönderme yapıyor.
Zumthor kendisinin bir fonksiyonelist olduğunu vurgulasa da, Vals Thermal tasarımında fonksiyonelliğinden daha öne geçen güçlü bir felsefe ve gönderme var. Eskiden beri süregelen hamam, termal, banyo kültürleri içerisinde hep bir dolaşım aksı var, ehlileştirilmiş bir tavır sergileyen eski yapılar dışarıya neredeyse tamamen kapalı. Kör cepheler dışarısı için oranın hamam olduğunu anlatan bir mimari öğe. Fakat Vals Thermal her ne kadar bağlamını ve tasarım fikirlerini hep bir yeraltından fışkırma imajından alsa da, yarattığı sonuçlar itibariyle içeriye dönük bir yapı değildir. Sürpriz mekânları, yarattığı görsel ölçek karmaşası, küçüklüklere verdiği önem ve manzarayı kendinin kılmasıyla kendisini fark ettirmektedir.
0 Yanıt, “İmaj Mekanlar”